Pim

Nasıl cesaret eder insan
Avuçlarımda kalbin
Pimi çekilmiş aşkın
Sımsıkı tutmak varken
Bir intihar bombacısı gibi
Kendimden vazgeçip
Sensizliği seçmeyi

figüran



Bu dünya bir sahne, hayat bir senaryo, bizler figüran

Öyle biri olmalı ki; başrolde kendini görmelisin onun yanında
Yoksa hep figüranız bu dünyada, farklı oyunlarda

fıkra

ağlasam silen çok olurdu yaşlarımı
dindirebilirler miydi silmeden
ya da bir mendil vermeden?
göz yaşlarımı görüp ağlayabilir miydin benle beraber?
acımı hissedebilir miydin ruhunda?
sen, ben olabilir miydin söyle bana?
üşüsem titreyebilir miydin?
ateşe dokunsam yanabilir miydin?
dalıp gitse gözlerim
beni orda bekler miydin?
yarım olsam, eksik olsam tamamlar mıydın beni?
uykusuzum ben geceleri, rahat uyuyabilir miydin?
yalnızım ben, benle yalnız kalabilir miydin?
sözüm yok benim yine de dinler miydin?
söyleyebilir misin bana;
ya tutarsa diye maya çalar gibi kalbime kaç gönüle daha fıkra olacağım?

6 (altı)

zamanda yolculuk yapın
silin yılları birer birer
durup düşünün her birinde
canlasın gözlerinizde hatıralar
daha da küçülün
dalından elma koparın
saklanbaç oynayın
sallanmak için sırada bekleyin
karne heyecanı sarsın içinizi
andımızı okuyun
cumayı dört gözle bekleyin
tenefüse çıkın
bayramlıklarınız olsun
harçlık toplayın
dedenizin ninenizin elini öpün
bisiklet sürmeyi öğrenin
mataranızı suyla doldurun
anasınıfınıza gidin
küçülün işte

lâl

Kimse alınmasın suskunluğuma
Susuyorsam iki sebebi var
Biri kalem, diğeri kağıt
Kulağımda kalemimin çıkardığı ses
Yüreğimin fısıltıları bunlar
Farkettin mi?
Sen okuyorsun, ben dinliyorum yüreğimi
Olsaydı dinleyeni yazmazdım bunları da
Belki o zaman ben de öğrenirdim konuşmayı
Kalemim de kıskanırdı seni
Yazsam da çıkardığı sesi duymazdım
Duysam da seninkinden manalı olmazdı
İstediğim kadar yazayım ne çare, biçare
Herkes okur, bir kişi dinler

gönülçelen

hayal ediyorum bir kışı
bembeyaz her yer, saflığım kadar
seyrediyorum, cinler kar topu oynuyor penceremde

hayal ediyorum bir baharı
masmavi her yer, gökyüzü ve deniz kadar
yüzüyorum gökyüzünde uçuyorum denizlerde

Kelebek


Aşk avucunda çırpınan bir kelebektir

Kapatsan avucunu can çekişir
Açsan avucunu kaçıp gider
Ya can çekişir senin yanında
Ya da özgür kalır senden uzaklarda


Sevgiliye

Elbet vardır her kalbin bir sızıntısı
Örse de etrafını taş duvarlarla

Duymaya yeter kulakların çınlaması
Sımsıkı tıkasa da kulaklarını parmaklarıyla

Kapatılsaydı üstüne bir zindan kapısı
Yine de konuşurdu her gün duvarlarla

Ya bir gün kanasaydı gönül yarası
Ağlamaz mıydı hıçkırıklarla

Olsa da her yer zifir karası
Kapanır sanırdı kirpikleri, tel tel saçlarıyla

Beşiktaş

Şahit oldu Beşiktaş;
İstanbul'a hayran bakışlarıma
Gözü yaşlı yalnızlığıma
Sessiz çığlıklarıma

Şahit oldu Beşiktaş;
Sana hayran bakışlarıma
Gözümün yaşını silen varlığına
İskelede seni bekleyen anlarıma

Şahit oldu Beşiktaş;
Sarılırken okşadığım saçlarına
İçime attığım gözyaşlarıma
Ayrılırken iskelede bıraktığım ruhuma

Şahit oldu Beşiktaş;
Utangaç itiraflarıma
Ürkek sarılmalarıma
Yüzümü kızartan dudaklarına
Şahididir Beşiktaş, tattığım en güzel anlarıma

Bulanık mantık

Yaşadığımız bir geçmişte kendi geleceğimizi başlatıyoruz
Ölüm sonrası cezalarımızı, dünyaya gelerek mi ödüyoruz?
Ya bu dünya bir cehennem ya da bir cennet!

Sanki

Sanki yıldızlar bizim için kaydı seyredelim diye
Sanki yağmur bizim için yağdı sığınalım diye
Sanki ateş bizim için yandı ısınalım diye
Sanki dua ettiler bizim için amin diyelim diye
Sanki ayrılık bizim için ağlayalım diye
Sanki her şey anı oldu bizim için hatırlayalım diye
Sanki…

Işığa doğru

Umudunu yitirmiş gidiyorum der gibi
Ya da bir umut ışığı görmüş bekler gibi
Gideni arkasından gözyaşlarım uğurluyor
Ya da ansızın geleni gözyaşlarım karşılıyor

Bulanık

Yitirmişiz benliğimizi
Kaybetmişiz bizi biz yapan değerlerimizi
Gurura uzak, aşka küstah olmuşuz
Tertemiz akan bir ırmağın bulanığıyız artık
Bile bile akıyoruz denize

Dalıp gitmektir hayat

Çok düşünmeyin yitirdiğimiz hayatları başka yerde aramak için
Geçerken bir ilkokulun önünden durup bekleyin
Bekleyin tenefüs zilinin çalmasını
Dinleyin birbirine karışan çocukların seslerini
Kiminin çocukluğu geçer gözlerinin önünden kiminin çocukları
Dalıp gitmektir hayat, bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçerken yıllar.

Elveda

Demek sen de gidiyorsun
Git, beklemek çare değil
İyi ya da kötü,
Unutulması gerekli yaşanmışlıkların
Geçmemeli bir daha o sokaktan
Beklememeli bir daha o durakta
Gidilecek son durak dönülmeyen olmalı demiyor muydun ?
Git, git ki hatırlanacak bir şey kalmasın
Zira ne unutması kolay oluyor ne de hatırlaması

Olur da gözyaşlarını tutamazsan oralarda
İlk damlası
Hatırlamak istediklerin için,
Diğerleri
Unutmaya çalıştıkların için olsun
Çünkü ilk damla gözden kalbe düşermiş hep !

Gözüm dalıyor hep, cam kenarlarında
Belki çok uzaklardasın belki de çok yakınımda

Cesaret ve korku üzerine

Cesaret karanlığa tutulmuş bir ışık gibidir.Hayata bir anahtar deliğinden bakmak yerine kapıyı açmayı denemeliyiz.Acaba insanoğlu ilk önce cesareti mi öğrendi yoksa korkuyu mu? Cesaretli olmak için korkuyu yenmek gerekir ya da onunla hiç tanışmamış olmak, korkmak için ise cesaretini yitirmiş olmak gerekir ya da onunla hiç tanışmamış olmak.Bana sorarsanız insan korkuyu sonradan öğreniyor bir başka deyişle sahip olduğu cesareti zamanla korkuya teslim ediyor.Şöyle de söyleyebiliriz; cesareti doğarken, korkuyu yaşarken öğreniyoruz."Belki de bu yüzden aşk cesaret ister demiyor muyuz! Aşık olunca yeniden doğmuş gibi oluyoruz."

Nehir


Bir şiir yazdım

Okudum, ilk ve son oldu
Uçup gitsin diye buralardan
Kelebeğin kanatlarına emanet ettim onu
Kelebek de taşıyamamış onu
Düşürüvermiş bir nehre
Nehir okumuş şiiri
Ağlamaklı olmuş
Dolmuş taşmış, sığamamış yatağına
O da taşıyamamış
Sürüklemiş denizlere, denizler okyanuslara
Dünya okumuş şiiri
Ama şairinki ilk ve son olmuş

Sakız


İlkokul arkadaşlarımı arıyorum
Çocukluğumu özlüyorum
Bir madeni para
Bir sakız
Sakız paradan daha değerliydi o zamanlar

Aşkın dili


Ben miyim engel
Bakışlarını benden gizlemeye
Amacın dermansız yaramı deşmekse
Bir bakışın yeter beni sensiz öldürmeye.
Çıkmaz sokaklarımda aşığım sana
Hep sen varsın o çıkmazlarda.
Sen varsın diye mi? yoksa sen ordasın diye mi?
Ya sana aşığım ya o çıkmazlara.
Aşkım dizleri üstüne çökmüş
Kime yalvaracağını şaşırmış
Bir sen istiyor gönlüm
Hayata bakmak istiyorum, senin bana baktığın gibi
Belki o zaman anlarım ben de hayatın anlamını
Aşkın dili olsaydı belki daha kolay söylerdim sana bunları

İstasyon


Sanır mısın açmıştır bu kalp herkese kapısını

Bir gülümsemen yetti aralandı yarısı
Herkesten mahçuptu, utangaç ve korkaktı bakışlarım sana
Sanki bir nefes kadar yakındı yüreğin bana


"Gecikse de, içinde benden bir parça taşıdığına inandığım trenin,
bir gün beklediğim istasyona uğrayacağını düşünmenin heycanısın sen."

Sensiz ve derinden

"Ben, dinlediğin bir melodide dalgın gözlerinin seni götürdüğü uzaklarda olsam, sensizlik mükâfat olurdu bana"

Var mısın yok musun?


"Varlığın içinde yokluğu görebilmek, yokluğun içinde varlığı görebilmek kadar zordur.Göremiyorsak o yokluğu, var olduğumuz kadar yok olmuşuzdur ve görebiliyorsak o varlığı, yok olduğumuz kadar var olmuşuzdur."

İstanbul'da sonbahar


Tarih.....17 Ekim 2006
Saat......16:11
Yer........Beşiktaş


Derin bir nefes çekti ruhum
Unutmak için her şeyi
Titremeye hazırdı yüreğim
Tükenecekti nefesim biliyordum
İstanbul aşk, sen hayal oldun bana

Hicran

~~Beşiktaş~~
~~Barbaros Hayrettin Paşa iskelesi~~
~~Mevsim sonbahar~~


Nicedir oldu seni görmeyeli
Nicedir oldu seni özlemeyeli
Bakıp da özlemeyeyim diye
Yakmışım tüm fotoğrafları
Senden geriye bu fotoğraf kaldı bana sanki
Boş tabureleri hep ikimize yakıştırıyorum
-2 çay alabilir miyiz?
-Hani bırakacaktın sigarayı
-Sen başlama da ben içmeye razıyım,
seni çok seviyorum.


Çiçek


Uçuyordu kelebek başıboş, kanatları rengarenk
Bir Çiçek vardı ulaşılmaz dağlarda
Ulaşılmaza kanat çırptı kelebek
Bir gün bir ömürdür kelebek için
Ömrünü verdi yapraklarında ölmek için

Kelebek

Para ve Aşk


Hayatta iki güç kapımı çaldı
Biri para diğeri aşktı
Para giderken onsuz yaşayamayacağımı öğretti
Aşk giderken onsuz nasıl yaşayacağımı öğretti


Son nefes



Çok mu zor insanın hissettiklerini yaşaması ?
Yoksa yaşadıklarımızı hissedebilmeyi mi denemeliyiz ?

GÖzyaşların silinecek kadar değerliydi
Ama hayat,
Gözyaşlarımı avucumda kurutmayacak kadar nankördü

Umarım hayat,
Ölmden önce düşünmek için cananı
Verir bizlere bir nefes zamanı

Yaprak


Sonbahar geldi

Esecek bir rüzgarın korkusu vardı artık içimde
Dalından kopacağını bilerek yaşıyordum
Güneş bile rengini hüzne boğmuştu
Etrafımda savrulan yaprakları görüyordum
Hiçbiri gülmüyordu yüzüme, sonumu hatırlatıyorlardı
14 Kasım 2002 saat 12:15 savruldum
Elveda bile diyemedim
Dakikalarca havada savruldum, korktum, ağladım
Sonra bir kaldırımı düştüm
Günlerce yalnız kaldım
Kim geçse yanımdan bir kez daha savruldum
Karşı kaldırıma geçmişim uyurken
İlk kar tanesi benim üstüme düştü
Beyaz yakışmıştı bana
Memnundum halimden
Bİr sabah uyandığımda her yer kapkaranlıktı
Ne bir ses Ne bir rüzgar Ne bir renk
Aylar geçti bedenim kurudu, çatlamak üzereydim
Aniden etraf aydınlandı
Çok da uzun sürmedi
Ama artık biliyordum nerdeyim
Arasındaydım iki yaprağın
Sayfa 65-66
18 eylül 2006 saat 02:15
Senden başka kimse açmıyor bu sayfaları
Gözyaşlarıyla besleniyorum
O gün anladım
Ben bir aşkın ayracıydım artık

T.A şiddetinde

Tam olgunlaştık derken yeni bir acıyla sarsılıyor bedenlerimiz hayatın artçı şoklarında.
Depreminde cesetlerimiz yatıyor ruhumuzun yıkıntıları altında.